2 Temmuz 2008

itiraf ediyorum..

itiraf ediyorum evet:kadere inanıyorum.bunun için beni suçlayan arkadaşlarım olacaktır."bu yaşta ne alaka bu demode fikirler?,tuttu yine sofuluğun!" diyenleri duyar gibiyim.ama durum budur,kadere inanıyorum.ve bunun hayatı kolaylaştırıcı bir yol olduğunu düşünüyorum.her zorlayıcı yeni durumu "kaderde böyle yazılıymış" diye karşılamak belki de bir bakıma sıkıntılara karşı direnç göstermemek gibi. karşılaştığımız zorluklara,kötü sürprizlere karşı kullandığımız kılıç kalkan ekibinin bir üyesi.lisansüstü eğitim sırasında hocalarımızın o zevkli derslerinden birinde bazı ilginç kelimeler öğrenmiştik.üç önemli sözcük varmış meğer hayatımızda:ego,id,süperego.bunları kısaca hatırlatmam gerekirse kendi üslubumla: id,bizim hayvani diye nitelendirebileceğimiz duyguları barındırıyor.açlık,susuzluk,cinsellik...bunların hepsi "id" başlığında toplanabilir."süperego"muz var bir de adından bile belli kallavi bir şey olduğu. bu ise toplum ve değer yargıları diye adlandırılabilir.geriye bir tek ego kalıyor ego ise id ve süperego arasındaki köprü olarak görür vazifesini.daha bir örneklemek gerekirse "acıktım,susadım,sekse ihtiyacım var" gibi en yabani duygular hep "id" in cümleleri.süperego ise köşesinden hemen sesleniyor:"şişşş alo hayrola şaşırdın galiba,ne kadar ayıp insanlar aç yemek yiyemezsin;barajlarda su yok,su içemezsin;cinsellik mi! onu geç zaten mümkün değil!"işte böyle bir durumda egomuz devreye giriyor:"tamam,panik yok şimdi ben aranızı yapıcam sizin.susadın mı?içebilirsin ama şimdi değil birazdan,acıktın mı biraz daha sabret şu işim bitsin hazırlıcam."gibi cümlelerle yapıyor arasını bu ikisinin.bunu yaparken de baz savunma mekanizmaları kullanıyoruz bilinçli ya da bilinçsiz.bastırma,inkar itme,kabullenme,... bu üçü ile savunma mekanizmalarımız arasındaki ilişkilerle geçiyor bütün hayatımız.aradaki dengenin nasıl ve ne şekilde olacağı size kalmış.kolay gelsin...

9 yorum:

Çilekli pasta dedi ki...

İyi kandiller birtanem. Bende senin gibi düşünüyorum. İnsan yoksa çok gergin oluyor. Seni çok özledim beeeeeeeeeeeeennnnnn

matias dedi ki...

afrikadaki açları düşünüp yemek yemeyen bir arkadaşım vardı kilo vermek için rejim yapan.

konuyla alakası yok belki ama başlık uyumlu diye yazdım bunu.
itiraf ediyorum deyipte anlatmıştı bunu bana çünkü.

peki onların kaderi öyle mi yazılmıştır dersin? afrikadakilerin yani.

Çilekli pasta dedi ki...

Seni çoooooooooooook özlediiiiiiiiiim

debra dedi ki...

kadere inanmak demode değildir. eğer yerine moda bir kavram öne sürüyorsan o ayrı.

tarçın dedi ki...

süremiyorum tabiki elimde kalan tek şey bu her şeyi ona yükleyip biraz olsun rahatlamak.hoş bugünler de o da kar etmiyor ama...

matias dedi ki...

Öykü ünlü çin düşünürü Lao Tzu zamanında geçer...Lao Tzu bu öyküyü çok sever,anlatırmış hatta.. Köyün birinde çok fakir yaşlı bir adam varmış..ama kral bile onu kıskanırmış... Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki;kral at için ihityara neredeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış.
"Bu at,bir at değil benim için..bir dost..insan dostunu satar mı?" dermiş hep. Bir sabah kalkmışlar ki,at yok..Köylü ihtiyarın başına toplanmış.. "Seni ihtiyar bunak.. Bu atı sana bırakmayacakları,çalacakları belliydi..krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın..şimdi ne paran var, ne de atın"demişler..ihtiyar "karar vermek için acele etmeyin"demiş..
Sadece at kayıp deyin..Çünkü gerçek bu..ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar..Atımın kaybolması,bir talihsizlik mi,yoksa bir şans mı,bunu hiçbirimiz bilmiyoruz..Çünkü olay henüz bir başlangıç..Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez..
Köylüler ihtiyar bunağa kahkahalarla gülmüşler..Ama aradan 15 gün geçmeden,at bir gece ansızın dönmüş..Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine..Dönerken de,vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş..Bunu gören köylüler toplanıp ihtiyardan özür dilemişler..babalık demişler;Sen haklı çıktın,atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için şimdi bir at sürün var senin.."karar vermek için gene acele ediyorsunuz" demiş ihtiyar.."sadece atın geri döndüğünü söyleyin.bilinen gerçek sadece bu.. ondan sonrasının ne getireceğini bilmiyoruz..bu daha başlangıç.. birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?"..köylüler bu defa ihtiyarla dalga geçmemişler açıktan ama, içlerinden, bu herif sahiden gerzek diye geçirmişler..bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış..evin geçimini temin eden oğul,şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış..köylüler gene gelmiş ihtiyara.."bir kez daha haklı çıktın demişler" "bu atlar yüzünden tek oğlun bacağını uzun süre kullanamayacak. oysa sana bakacak başkası da yok..şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın demişler.."ihtiyar:"siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz" diye cevap vermiş."o kadar acele etmeyin,oğlum bacağını kırdı..gerçek bu.. ötesi sizin verdiğiniz karar..ama acaba ne kadar doğru..hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez.."birkaç hafta sonra,düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış.

Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. köye gelen görevliler ihtiyarın kırık ayaklı oğlu dışında tüm gençleri askere almışlar.köyü matem sarmış..çünkü savaşın kazanılmasına imkan yokmuş giden gençlerin ya öleceği ya esir düşüp köle diye satılacağını herkes biliyormuş..Köylüler gene ihtiyara gelmişler.. "gene haklı olduğun kanıtlandı" demişler..oğlunun bacağı kırık ama hiç değilse yanında ..oysa bizimkiler belki köye asla gelemeyecekler.. oğlunu bacağının kırılması ,talihsizlik değil şansmış meğer..
siz erken karar vermeye devam edin demiş ihtiyar..oysa ne olacağını kimse bilemez.bilinen tek gerçek var..benim oğlum yanımda sizinkiler askerde..
Ama bunların hangisinin talih,hangisinin talihsizlik olduğunu sadece ALLAH biliyor... Lao Tzu,öyküsünü şu nasihatla tamamlarmış,etrafına anlattığında:

acele karar vermeyin, sizinde başkalarından farkınız kalmaz.

tarçın dedi ki...

o kadar haklısın ki o kadar güzel bir hikaye ki keşke uygulayabilsek hayatımıza.karşılaştığımız her yeni durum kötü gibi.özellikle benim gibi her şeye negatif bakan insanlar için ama her şeyin başka tarafı var dimi?hayatın neyi getireceği belli değil bekle ve gör.teşekkürler...

matias dedi ki...

kötü durumlar için şöyle bir söz var; 'sen görevini yap gerisini tanrıya bırak' diye.

biz üstümüze düşeni yapımyoruz çoğu zaman ve diyoruz ki, napalım kaderimiz böyleymiş. suçu kadere atıp işin içinden çıkmaya çalışıyoruz hiçbir suçluluk duygusu hissetmeden.

yaptığımız yanlış tercihleri kadere bağlamak doğru mudur?

bizi nelerin bekledğini yaşayarak ögreniyoruz, peki biz ne bekliyoruz hayattan?
birsürü cevap bekleyen sorular var hayatımızda.negatif bakmamak gerek yada takmamak.. en azından bazılarını.

Çilekli pasta dedi ki...

Nerdesiiin sana ulaşamıyorum canım!!!!